Anadolu ve Tarım: Çok Uzun Bir Hikaye. 

Bugünkü insanın ataları, yani Homo sapiens etobur idi. Avcılık ve toplayıcılık sayesinde doyuyordu. Doğa ona meyveler, bitkiler, sebzeler sunuyordu doğal olarak. Ve tabii hububat da. Bu hububat vahşi idi. Daha evcilleştirilmemiş, tarıma geçilmemişti.

MÖ 15.000’li yıllarda, Homo sapiens, Ortadoğu’da, Ürdün’de, Filistin’de, Suriye’de, Kuzey Irak’ta, yani, bugünkü Mezopotamya bölgedesinde dolaşır olmuştu. Bu bölge, günümüz Türkiyesi’nin doğusunda bulunur: Toros’ların eteklerinden başlar, güneye doğru gelişir ve adına da “Bereketli Hilal” denir. Binlerce yıl boyunca atalarımız bu bölgede yarı-yerleşik topluluklar halinde yaşadılar: Bu yarı-yerleşik topluluklar, vahşi hububatı tanıyor, onu tüketiyordu. O nerede yetişiyorsa oraya gidiyor, topluyor ve doğal kaynak tükenince başka bir yere göç ediyordu. Dünya sıcak, koşullar güzeldi bu bölgede. Ancak, MÖ 12.800 ile 11.500 arasında, dünya tarihinin uzunluğuna nazaran kısa bir süre boyunca, iklim tekrar soğudu. Bölge tekrar verimsizleşti. Besin bulmak zorlaştı. Natufyan adı verilen bu kültürün insanları, yani yarı-yerleşik hale geçmiş atalarımız zorlanmaya başladılar. 11.500’lere geldiğimizde, iklim tekrar ısınmaya, dünya güzelleşmeye başladığında, bu soğuk dönemin hatırası da hafızalara kazınmıştı. Yiyecek bulmanın zor olduğu bir dünyada yaşamak da zordu.

O yüzden belki, Natufyan kültürünün insanları kuzeye, günümüz Türkiyesi’ne doğru yollandılar. Dağların etekleri, verimli topraklar, Fırat ve Dicle. Bu coğrafya müthiş bir olanak sunuyordu onlara: Hem birarada barış içinde yaşabilir, hem üretebilir hem de üretilenden artakalanı saklayıp, gelecek yıllar için biriktirebilirlerdi. Yani bilinçli ekime geçip, tohum biriktirip tarla ekebilirler, hububat yetiştirebilirlerdi: Tarım başlayabilirdi.

2006 yılında Der Spiegel dergisi, Köln’deki Max Planck Enstitüsü Bitki Araştırmaları bölümünün bir bulgusuna yer verdi: Buna göre günümüzdeki 68 hububatın genetik açıdan atası olan bitki, Karacadağ eteklerinde kendiliğinden büyüyor idi. Anlaşılan, günümüzün en ince ölçüm tekniklerine göre, dünya tarihinde ilk tarım MÖ 9000 yıl önce Diyarbakır’ın yakınlarındaki Karacadağ’ın eteklerinde başlamış. İlk buğday burada ekilmiş, ilk tarla burada sürülmüş, ilk sulama belki burada yapılmış ve belki de ilk hasat! Yerleşik hayatın yani köy hayatının da dolayısıyla burada başladığını söyleyebiliriz. Türkiye’nin güneydoğusu dünyanın ilk tarıma geçilen, ilk köylerin kurulduğu bölgesi. Artık hububat vahşi değil, evcil. Büyük ve sağlıklı tohumlar seçilip ayıklanarak ekiliyorlar, aynı süreçin binlerce yıl tekrar etmesi karşılığında, vahşi buğdayın artık genetik kodu da değişiyor, evcilleşiyor. Ve artık, bu besin gelecek yıllarda kullanılmak üzere saklanıyor.

Türkiye’nin güneydoğusunda başlayan bu süreç, çok kısa bir süre zarfında Anadolu’ya, Ortadoğu’ya, Mısır’a ve dünyanın geri kalan yerlerine yayıldı. Geçtiğimiz yıllarda arkeologlar ve antropologlar toplanıp tarımın kökenini tartıştılar. Vardıkları sonuç şu oldu: Dünya üzerinde en az yedi farklı yerde, yedi farklı zamanda, birbirinden tamamen habersiz olarak, tarım başlamış, çeşitli vahşi bitkiler, hububat evcilleştirilmişti. Evet, buğday en eskisiydi ama pirinç başka bir yerde, başka bir zaman; mısır başka bir yerde başka bir zaman.

Ancak, Anadolu, buğdayın ve tabii hububatın ilk kez ekildiği, kültüre alındığı yer olma ayrıcalığını hep koruyacak. İnsanlığın ortak ve belki de en önemli mirası bu topraklardan çıktı; bu topraklar bu mirası korumaya devam edecek.

Prof. Dr. Levent Yılmaz

Phone: +90 (531) 105 62 40
Fax: +90 (212) 265 05 73
Bebek 34342 İstanbul
İnşirah Sok. Keçeli Apt. No: 7/3